“Uyaran ile tepki arasında bir boşluk vardır. O boşlukta seçme gücümüz yatar. Seçimimizde ise gelişimimiz ve özgürlüğümüz vardır.” — Viktor E. Frankl
Hayatta başımıza gelen birçok olayda başkalarının etkisi olabilir. Bunu yok saymak gerçekçi değildir. Fakat bütün odağı dışarıda tutmak, danışanın kendi gücünü de dışarıya bırakmasına neden olabilir. Kurban rolü kısa vadede iyi hissettirebilir; çünkü sorumluluğun ağırlığını azaltır. “Ben böyleyim çünkü onlar böyle yaptı” demek geçici bir rahatlama sağlar. Uzun vadede ise kişi kendi kontrol alanını göremez hale gelir ve aynı yerde kalma hissi güçlenebilir.
Şüphesiz birçok olayda başkaları rol oynamıştır. Önemli olan odağımızın hangi tarafta kaldığıdır. Kontrolümüzde olan kısma döndüğümüzde, o ana kadar aklımıza gelmeyen seçenekler görünür olmaya başlar. Bu, karşı tarafı aklamak anlamına gelmez; kendi etki alanımızı yeniden sahiplenmek anlamına gelir.
Koçluk uygulaması, danışanın yaşadığı olayı küçümsemeden odağı yeniden düzenlemesine yardım eder. Soruların amacı “suçlu kim?”de kalmak değil, “benim etki alanım nerede başlıyor?” sorusunu görünür kılmaktır. Bu fark, standart tavsiye listelerinden ayrılır; çünkü çözümü dışarıdan dayatmak yerine danışanın kendi çözüm kapasitesini devreye almasına alan açar. Psikolojide kontrol odağı olarak bilinen çerçeve de benzer bir ayrımı vurgular: Kişi yalnızca kontrol edemediği şeylere bakınca çaresizlik artabilir; küçük ve gerçekçi etki alanlarını görünce hareket alanı genişleyebilir.
Danışan başkalarının ne yaptığına bakmayı tamamen bırakmak zorunda değildir. Orada takılı kalmak yerine kendi bir sonraki adımına dönebilir. Bu bazen sınır koymak, bazen bir konuşmayı başlatmak, bazen de bir beklentiyi yeniden tanımlamak olabilir. Güç, büyük bir intikam planında değil; küçük ve sahiplenilmiş bir seçimdedir.
Standart “pozitif düşün” önerilerinden farklı olarak burada amaç gerçeği inkâr etmek değildir. Amaç, danışanın etki alanını yeniden hatırlamasına yardım etmektir. Kişi kendi adımını gördüğünde çaresizlik azalır; çünkü artık hikâyenin yalnızca nesnesi değil, öznesi de olduğunu hisseder. Bu his çoğu zaman yeni seçeneklerin kapısını aralar.
Bu dönüşüm bir gecede tamamlanmak zorunda değildir. Küçük bir sahiplenme bile, danışanın “hiçbir şey yapamıyorum” hissini “şimdilik şunu deneyebilirim” cümlesine çevirmeye başlayabilir.
Kurban rolünden çıkmak, yaşanan acıyı küçümsemek anlamına gelmez. Tam tersine, acıyı gerçek kabul edip onun içinde sıkışmadan bir sonraki adımı aramak anlamına gelir. Danışan bazen haklı olduğunu kanıtlamaya o kadar yoğunlaşır ki, haklı olmanın ona ne kazandırdığını ve ne kaybettirdiğini göremez. Haklılık duygusu kısa süreli güç verebilir; fakat hareket alanı üretmiyorsa kişi yine aynı yerde kalabilir.
Koçluk uygulaması burada danışanı suçlamadan sorumluluk alanına davet eder. “Bu olayda kontrol edemediğiniz şey neydi?” sorusu kadar “Bundan sonra kontrol edebileceğiniz en küçük şey ne?” sorusu da önemlidir. Çünkü iyileştirici olan, geçmişi yeniden yazmak değil; bugünkü etki alanını fark etmektir. Bu etki alanı bazen yalnızca bir cümleyi değiştirmek, bir sınırı netleştirmek veya bir beklentiyi yeniden adlandırmak kadar küçük olabilir.
Danışan bu küçük alanı gördüğünde duygu değişmeye başlayabilir. Öfke, çaresizlik veya kırgınlık bir anda kaybolmaz; fakat kişinin içinde yeni bir hareket ihtimali belirir. Bu ihtimal, çözüm odaklı düşünmenin başlangıcıdır. Standart tavsiyeler genellikle “takma”, “boş ver”, “önüne bak” gibi yüzeyde kalan ifadelerle ilerler. Perda’da ise amaç duyguyu bastırmak değil, danışanın duygu içinden geçerek kendi seçimini görmesine yardım etmektir.
Bu nedenle kurban rolünden çıkmak sert bir öz eleştiri değil, daha olgun bir sahiplenmedir. Danışan “bana ne yaptılar?” sorusuna takılı kalmadan “bundan sonra kendim için ne yapabilirim?” sorusuna yaklaştığında, hikayenin yönü değişmeye başlayabilir.
İlk seansınızı ücretsiz başlatabilir, devam etmek isterseniz seansları abonelik olmadan satın alabilirsiniz.