“Mutluluk, arzu ettiğimiz şeyleri elde etmekte değil; arzu etmediğimiz şeylerden özgür olmakta yatar.” — Epiktetos

Sık duyduğumuz bir cümle vardır: “Bir şeyi çok istersen ona ulaşırsın.” Buna küçük ama kritik bir ek gerekir: Bir şeyi gerçekten istiyorsan ve o şey olmasa da kendinle kalabiliyorsan, ona daha dengeli yaklaşabilirsin. Çünkü bağımlı olduğumuz hedefler bizi çoğu zaman özgürleştirmez; tersine daraltır. İstek yaratıcıdır; bağımlılık ise korkuya dönüşmüş istektir.

“Çok para istiyorum” cümlesi ile “parasız kalmaktan çok korkuyorum” cümlesi aynı değildir. “Bir ilişkim olsun istiyorum” demek ile “yalnız kalırsam değerim azalır” inancını taşımak da farklıdır. Danışan bu ayrımı fark etmediğinde, hedefe yürüdüğünü sanırken aslında korkudan kaçıyor olabilir. Bu kaçış hali, paradoksal biçimde istenen sonuca daha uzak düşmeye yol açabilir; çünkü kararlar arzuyla değil, yok olma korkusuyla alınır.

Koçluk uygulaması bu tip durumlarda danışanın isteğinin altında hangi inançların durduğunu görmesine yardım eder. Tavsiye vermek yerine sorularla ilerlemesi, danışanın duygusal bağını daha net ayırt etmesini sağlar. Bu yaklaşım, standart motivasyon cümlelerinden farklıdır; çünkü kişiyi “daha çok iste” diye zorlamak yerine, neye tutunduğunu anlamasına alan açar. Araştırmalarda da sık vurgulandığı gibi, aşırı sonuca kilitlenme kaygıyı artırabilir; esnek bir tutum ise öğrenmeyi ve denemeyi kolaylaştırabilir.

Bir hedefe sağlıklı biçimde yaklaşmak, o hedefi önemsememek demek değildir. Tam tersine, hedefe daha açık, daha sakin ve daha yaratıcı biçimde yaklaşabilmek demektir. Danışan korkuyla isteği ayırdığında, seçim gücünü yeniden hissedebilir. “Olmazsa ne olur?” sorusuyla yüzleşmek ilk anda zor gelebilir; fakat bu yüzleşme çoğu kez yükü azaltır.

Koçluk uygulamasının farkı burada netleşir: Danışanı daha fazla istemeye teşvik etmek yerine, bağımlılık haline gelmiş korkuyu görünür kılar. Böylece kişi hedefini bırakmak zorunda kalmaz; hedefe daha temiz bir yerden yaklaşabilir. Bu temizlik çoğu zaman daha iyi kararlar, daha net sınırlar ve daha sürdürülebilir bir çaba doğurur.

Bu farkındalık bir kez yerleştiğinde, hedefe koşmak daha az baskılı ve daha sürdürülebilir hale gelebilir. Danışan “mutlaka olmalı” baskısından çıkıp “önemli ve denemeye değer” alanına yaklaştığında, çaba da daha temiz akar.

Bağımlılık haline gelen isteklerde kişi çoğu zaman kendi değerini sonuca bağlar. Terfi alamazsa yetersiz hissedecektir, ilişki başlamazsa sevilmeye layık olmadığını düşünecektir, para kazanamazsa güvende olamayacağına inanacaktır. Bu bağlantılar görünmez kaldığında hedef artık hedef olmaktan çıkar; kişinin kendini kanıtlama alanına dönüşür. Böyle bir durumda en küçük gecikme bile büyük bir tehdit gibi algılanabilir.

Koçluk uygulamasındaki sorular, danışanın hedefini küçültmek için değil, hedefle kurduğu ilişkiyi netleştirmek için kullanılır. “Bu gerçekleşirse hayatınızda ne değişecek?”, “Gerçekleşmezse kendinizle ilgili hangi sonuca varırsınız?”, “Bu isteğin arkasında hangi ihtiyaç duruyor?” gibi sorular danışanın asıl ihtiyacını fark etmesine yardım edebilir. Bazen ihtiyaç güvenliktir, bazen görülmek, bazen özgürlük, bazen de ait hissetmektir.

Bu ayrım güçlendiricidir. Çünkü danışan ihtiyacı fark ettiğinde tek bir sonuca mahkum olmadığını da görmeye başlar. Para güvenlik ihtiyacını temsil ediyorsa, güvenlik duygusunu destekleyecek başka küçük adımlar da bulunabilir. İlişki ait olma ihtiyacını temsil ediyorsa, yalnızca tek bir kişinin cevabına bağlı kalmadan bağ kurma biçimleri değerlendirilebilir. Hedef hâlâ önemli olabilir; ama danışanın bütün değeri o hedefin sonucuna sıkışmaz.

Perda’nın farkı, “istemeyi bırak” ya da “daha çok iste” gibi iki uç arasında kalmamasıdır. Danışana, isteğini daha sağlıklı bir yerden taşıyabilmesi için düşünme alanı açar. Bu alan açıldığında kişi hem hedefinden vazgeçmeden hem de kendini hedefe feda etmeden ilerlemeyi deneyebilir.

Perda Online Yaşam Koçu ile ilk seans ücretsizdir. Sonraki seansları abonelik olmadan, ihtiyaç duyduğunuzda satın alarak devam edebilirsiniz.